30 Haziran 2008 Pazartesi

Ayak Bakımı

Tam gün çalışmaya başladığımdan beri ayaklarım daha çabuk sertleşir oldular. Malum, bütün gün ayakkabıların içinde havasızlar. Bakımlarını biraz ihmal edeyim veya pedikürü geciktireyim hemen topuklarım çatlak çatlak oluyor. Bu durumu hiç sevmediğimden yumuşamaları için elimden geleni yapıyorum.
Öncelikle pedikürünüzü düzenli ya yapmanız ya da yaptırmanız gerekiyor. Evde nasıl pedikür yapılır yazıma göz atmak isterseniz buraya tıklayın.
Bir diğer yapmanız gereken şey ise, haftada bir düzenli olarak ayaklarınızı törpülemeniz ve her akşam ayak kremi sürmeniz. Bu inanılmaz derecede işe yarıyor. Hem de kremi sürdüğünüzdeki rahatlık süper :) Kremim ise Oriflame'in papatyalı kremi. Önceleri Lapiden'inkini kullanıyordum ama son zamanlarda ağır gelmeye başladığından Oriflame'inkine geçtim. Eğer ayaklarınızda çok çatlak var ise tavsiyem Neutrogena'nın ayak kremi.



Ekleme: Eğer manükür veya pedikür yaptırmaya vaktiniz yoksa "Sally Hansen - Instant cuticle remover"ı tavsiye ederim. Tek yapmanız gereken ellerinizi sıcak suda beklettikten sonra yağı sürüp etlerinizi geri itmeniz. Manikür veya pedikür yaptırana kadar bir kaç gün sizi idare edecektir.

27 Haziran 2008 Cuma

Kışlık Bezelye...

Daha yazın ortasına bile gelmeden kışlık hazırlıklarımız devam ediyor. Aslında ben kışlık bezelyeyi hazırlayıp buzluğa atalı bir kaç hafta oluyor ama yazısını anca yazıyorum ve maalesef fotoğraf çekmeyi unuttuğum için KadınSanat'ın çektiği bu çok güzel fotoğrafı kullanıyorum.

Öncelikle farklı yapan var mıdır bilmiyorum ama kışlık bezelye hazırlarken ben sadece ayıklıyorum, taneleri suda bekletip süzgeçten geçirip iyice yıkıyorum, buzdolabı poşetlerine birer kullanımlık olmak üzere dolduruyorum ve buzluğa atıyorum. Düdüklü tencerede pişirdiğim için böylesi bana çok rahat oluyor. Düdüklü tencerede nasıl pişirdiğime gelince:

Soğanı, küp küp doğranmış havucu, kıymayı, salçayı (evde varsa az bir şey biber salçası da ekliyorum), küp doğranmış patatesleri kavuruyorum. Sonra buzluktan çıkardığım bezelyeleri hiç çözdürmeden tencerenin içine atıyorum. Tencerenin içinde buzu çözüldükten sonra suyunu ekleyip düdüklüde (yeni nesil düdüklülerde) 11-12 dk pişirdikten sonra, kapağını açıyorum ve tuzunu ekleyip ağzı açık çok az birşey daha kaynatıyorum. Yanına da bir pilav süper oluyor :)

Bu arada eğer kışlık bezelye yapmak isteyenleriniz varsa zamanı ya geçti ya da geçmek üzere . Acele etmenizde fayda var diye düşünüyorum.

KadıncaBlog'da ilgili yazılar:

Domates Konservesi

Pancar Turşusu

26 Haziran 2008 Perşembe

Fistanistan.com

Yurtdışında online alışveriş yapmak çok tercih edilen bir yöntem. Konu giyim kuşam olunca Türkiye'de sadece bu konuya hizmet veren site açığı vardı. -DI diyorum çünkü Fistanistan bu açığı kapatmak için girişimde bulunuyor. "Online moda vahası" olma fikriyle yola çıkan Fistanistan'ın yapmaya çalıştığı şey, açıkarttırma formatlı ilk alışveriş sitesini oluşturmak. Bay, bayan, çocuk kategorileri altında her türlü giyim ve akseseuar alıp satabiliyorsunuz. Hem sıfır, hem de ikinci el kıyafet, takı vs. gibi şeyleri alıp satabiliyorsunuz. İsterseniz kurumsal üye olabiliyor, isterseniz de kendi tasarladığınız yaptığınız ürünleri satabiliyorsunuz.
Bence bu kısım blog'cu birkaç arkadaşımın hoşuna gidecektir diye düşünüyorum. Bloglardan gezdiğim kadarıyla kendi el emeği ürünlerini satışa sunmak isteyen çok arkadaşım var ama bu tür siteler genelde başka ülkelerin siteleri olduğundan ödeme, gönderme vs. gibi sorunlarla karşılaşmamak için vazgeçiyorlar. Hazır Türkiye'de böyle bir site açılmışken bir göz atın derim. Bana mantıklı geldi, bakalım siz ne diyeceksiniz...

25 Haziran 2008 Çarşamba

Çamaşır Suyu Dökülmüş Elbiseyi Kurtarma Operasyonu :)

Geçen sabah üzerimi giyindikten sonra çamaşır suyuyla bir şeyler yapmaya kalkınca çok sevdiğim elbisem iki yerinden (işaretli yerler) çamaşır suyu oldu. Fotoğrafta çok belli olmuyor ama mavi elbisenin üzerinde iki tane beyazlık düşünün, hem de ön kısmında. Maalesef elbisem giyilmeyecek hale gelmişti.
Ben de ne yapabilirim diye düşündüm ve hemen gidip tuhafiyeye elbiseyle aynı renkte DMC muline ip aldım. Annemden çamaşır sulu yerlerin üzerine küçük nokta halinde nakış yapmasını istedim. Sonuç, süper. Hatta şu an elbisem üzerimde :)

Elbisenin nakıştan sonraki hali:


Bu tür durumlarda kıyafetlerinizi boyayabiliyorsunuz da ama bilindiği üzere her renk yok. Sadece siyah ve lacivert. Ben elbisemin özellikle rengini sevdiğimden boyamak istemedim. O yüzden bu yola başvurdum.

24 Haziran 2008 Salı

Patlıcan Yemeği





Patlıcan'ın her türünü çok seviyorum ama yapısı itibariyle çok yağ çeken bir sebze olduğundan bazen bana ağır gelebiliyor. Mesela musakka bence çok lezzetli oluyor ama hem kızarırken hem de pişerken içine emdiği yağdan dolayı çok az yiyebiliyorum. Bu yüzden aşağıda anlatacağım gibi pişmiş patlıcan yemeği favorim :)

Malzemeler:
  • 4 adet orta boy patlıcan
  • 3 adet domates
  • 3 adet biber
  • 150 - 200 gr kadar parça et
  • soğan
  • domates salçası ve bibver salçası (yoksa pul biber olabilir)
  • tuz

Yapılışı:

Patlıcanları alacalı soyup küp küp doğradıktan sonra, tuzlu suda 15-20 dakika bekletiyoruz. Bu sırada küp küp doğradığımız soğanları, eti ve salçayı (hem biber, hem domates) kavuruyoruz. Süzdüğümüz patlıcanları tencereye ekleyip üzerine biberleri iri halkalar halinde, domatesleri de küp şeklinde doğruyoruz. Tuzunu ekledikten sonra hiç su koymadan tencerenin kapağını kapatıyoruz ve çok kısık ateşte yemek kendini suyunu verip, tekrar çekene kadar pişiriyoruz. Bu aşamada biraz daha su koyup kaynatıyoruz ve yemeğimiz pişmiştir :)

Geçenlerde bir yerde okumuştum (nerede olduğunu hatırlamıyorum); patlıcanın tuzlu suda bekletilmesinin sebebi içeriğinde bulunan yüksek orandaki nikotini atması içinmiş. Bazıları suda bekletmiyor sanırım ama özellikle çocuklarınız yiyecekse bu konuya dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.




Yemeğin yanına da yukarıdaki salatayı yaptım. Domates, badem, yeşil köy biberi, kırmızı biber, yağ, limon, tuz, nane ve sumaktan oluşan bir salata. Çok lezzetliydi tavsiye ederim :)



KadıncaBlog'da ilgili yazılar:

Gül böreği

Saçalı biftek

Fırında et sote

Fırında tavuk

Zeytinyağlı kereviz

23 Haziran 2008 Pazartesi

Ariel Professional

Tam 1 haftadır bloguma yazı koyamadım. Zaten geçen haftam nasıl geçti onu da anlayamadım...

Hepiniz reklamlarda görmüşsünüzdür, Ariel piyasaya yeni bir leke çıkarıcı sürdü. Normalde de Ariel'in deterjanlarından çok memnun olduğumdan ürün çıkar çıkmaz denedim ve sonuçtan çok memnun kaldım. Lekeleri Kosla'ya göre çok daha kolay çıkarıyor ve beyazlar bembeyaz oluyor. Denemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim...

Not: Resim ürünün kendi resmi değildir. Web'i talan etmeme rağmen bir türlü gerçek resmini bulamadım :(

17 Haziran 2008 Salı

Domates Konservesi

Dün işten biraz erken çıktım ve eve gittim. Buz dolabını açınca geçen hafta çok fazla aldığım domateslerin haliyle yumuşamaya başladıklarını gördüm. Yiyecek türü şeyleri atmayı hiç sevmediğimden bunlardan konserve yapayım en azından kavanozda ben açana dek beklerler diye düşündüm. Sonuçta tam domates mevsimi kışa bile kalsa sağlıklı beslenmiş oluruz.
Önce domatesleri tarttım, 2,5 kg civarında vardılar. Sonra hepsini yıkadım ve kabuklarını soymadan yemeklik boyutta doğradım.
Burada iki şey belirtmem gerekiyor; birincisi kabuklarını soymadım çünkü bence domates kabuğuyla yenmeli. Bir kaç kaynaktan okuduğum kadarıyla domatesin kabuğunun da çok faydası varmış. Ben çoğu yemeğe domates doğrarken de kabuklarını soymam zaten. İkincisi de doğrama konusunda, bazıları domates konservesi yaparken rendeliyorlar ama bence rendeleyince çok sulanıyor böyle daha az sulu oluyor gibime geliyor.
Bu aşama da yemeklik doğradığım domateslere hiç bir şey eklemeden (yağ,tuz vs) tencereye koydum ve orta ateşte suyunu çekene kadar ara sıra karıştırarak kaynattım. Eğer domatesleriniz çok su verdiyse suyunu çekmesi için ağzı açık şekilde kaynatmaya devam edin.
Domatesleriniz istediğiniz kıvama gelince hava almayacak bir kavanoza doldurun, kapağını sıkıca kapatın ve ters çevirip bir havlunun üzerinde bir gece bekletin. Sabah kalktığınızda eğer kavanoz sızma yapmışsa onu kısa vadede tüketmeniz gerekiyor. Hiç bir akma belirtisi yok ise uzun süre serin yerde bekletebilirsiniz :).






Domatesin Faydaları:
"DOMATES: Domates demir, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri ile A, B ve C vitaminleri açısından oldukça zengin bir besindir.
Domatesin Faydaları: Özellikle lif açısından zengin kabuklarıyla yenildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kabızlığı giderir. İyi bir idrar söktürücüdür ve vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kanseri, özellikle de prostat kanserini, önlemede çok etkilidir. Kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Damar sertliği ve romatizmaya iyi gelir. Yaşlanmayı geciktirir. Cilde tazelik verir.
Domates Nasıl Kullanılır? Domates taze olarak yenebileceği gibi yemeklerde, domates salçası, ketçap ve turşu yapımında da kullanılır. Ayrıca, domates cilt bakımı için de yararlıdır. Cilde tazelik ve renk verir. Dilimlenmiş domatesi ciltteki sivilce ve siyah noktaların üzerine koyup bir süre beklettikten sonra cilt temizlenirse yararı görülür. Domates ve domates suyu yağlı ciltlere iyi gelir ve derideki gözenekleri sıkılaştırmaya yardımcı olur. " Kaynak
KadıncaBlog'da ilgili yazı:

13 Haziran 2008 Cuma

Gül Hastalığı



1,5 - 2 ay önce bir sabah kalktığımda göbeğimde kırmızı benekler doluydu. Ne olduğunu anlayamadım. "Herhalde bir şeye alerjim çıktı zaten bu ara çok domates de yemiştim" diye düşündüm. Sonraki iki hafta boyunca yediklerime ve cildime sürdüğüm kremlere dikkat etmeme rağmen benekler git gide çoğalmaya hatta bacaklarımda da tek tük çıkmaya başladılar. Sonunda yakın çevremin ısrarıyla bir doktora gittim.

Doktor karnımı ilk açtığım anda "aaa gül hastalığı" dedi yüzüme baktı ve "sen bir şeye çok üzülmüşsün" dedi. Sonrasında da dermatolog değil de psikolog edasıyla neye bu kadar üzüldüğüme dair beni arkadaşımı sıkıştırmasını unutmayacağım :)

O günden beri beneklerim maalesef hiç azalmıyorlar hatta gitgide artıyorlar. Zaten doktorda öyle söylemişti 2 veya 4 ay boyunca vücudun bunlardan dökecek dedi. Aslında bedene hiç bir rahatsızlığı yok sadece çok çok az bir kaşıntı yapıyor. En kötü yanı ise bir ilacı yok. Rahatlatması için 1 hafta bir ilaç sürüyorsunuz o kadar. Sadece hep nemli tutmak gerekiyormuş. Geçtikten sonra da iz kalmayacakmış.
Benim için en kötü yanı bu yaz hiç güneşe çıkamayacak olmam. Ben hâlbuki bu sene güneşten kaçtığım yıllara inat biraz bronzlaşmayı planlıyordum. Şimdi denize gitmek bile eziyet olacak benim için :(

Bütün bunları anlatmamın nedeni hem gül hastalığı hakkında bilgi vermek hem de farkında olmadan kendimize ne kadar zarar verdiğimize dikkat çekmek. Sonuçta bu vücudun verdiği bir reaksiyon. Eskilerin tabiriyle dışarı vurması iyi, çünkü düşünsenize stres benekler halinde vücudumdan çıkmasaydı belki de bir organıma zarar verecekti. O yüzden bazen bir şeyleri oluruna bırakmalı diyorum, çok güzel geçireceğiniz bir hafta sonu diliyorum ve konuya çok uygun bir şarkıyla sizi baş başa bırakıyorum :)



Not: Bu arada o çirkin beneklerin olduğu resimleri koymaktansa hepimizin gönlünü açacak gül resimlerinden oluşan slideshow ekledim.

10 Haziran 2008 Salı

Pancar Turşusu



Haftasonu yine boş durmadım ve pancar turşusu yaptım. Çok pratik ve turşu denmesine rağmen kurduktan sonra anında yenebiliyor olması güzel. Çalışan bir bayan olduğum için böyle şeylerin dolapta bulunuyor olması iyi oluyor. Acil zamanlarda sofraya çıkaracak çeşit olmuş oluyor. Eğer siz de yapmak isterseniz tarifi:

Malzemeler:

  • 1 demet pancar
  • 3-4 diş sarımsak
  • yarım çay bardağı kadar sirke (ağız tadınıza göre ayarlayabilirsiniz)

Yapılışı:

Önce pancarların ucundaki kök gibi olan yerleri ve başındaki sapları kesin. Sonra iyice yıkayın. Ben hiç toprak kalmasın diye bulaşık süngeriyle bile ovdum. Pancarların tek tek düdüklü tencereye koyun ve üzerini geçecek kadar su doldurun. Benim düdüklüm yeni modellerden o yüzden ben 12 dakika falan kaynattım ama eğer eski tip düdüklünüz varsa yarım saat tencerede kalması gerekiyor. Haşlandıktan sonra soğuyana kadar bekleyin (benim bu aşamada çok uykum geldiğinden uyumuştum. Sabah sanki suyunun rengi daha kırmızı olmuştu :) ). Sonra pancarların kabuklarını soyun ve iri küpler halinde doğrayıp bir kavanoza aralarına sarmısakları atarak doldurun. Sirkeyi ve pancarın kendi suyundan kavanozu dolduracak kadar ekleyin ve kapağını sıkıca kapatın. İşte bu kadar :)

Pancarın faydalarını okumak isterseniz:

"Kırmızı pancar, iştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. Mide ağrılarını ve ekşimelerini azaltır. İdrar söktürür ve kabızlığı giderir. Böbrekleri çalıştırır. Şeker hastalığı ile vereme karşı koruyucudur. Karaciğerin düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kansızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır. Kırmızı pancar suyu kansere karşı iyi bir koruyucudur. Ayrıca, yüksek tansiyonu düşürücü etkiye sahiptir." Alıntı

08 Haziran 2008 Pazar

Kanserde Erken Tanı

Assortiek beni kanserde erken tanı konusunda mimlemiş. Bu aralar benim için çok hassas bir konu bu. Geçen hafta çok sevdiğimiz birisi 31 yaşında meme kanserinden hayata gözlerini yumdu. Hamileyken dahi kanser olan ve bunu anlamayan Hayriye ablamızı 2 sene çok zorlu bir yaşam geçirdikten sonra maalesef kaybettik.
Şu sıralar tabiri caizse her evde bir kanserli var. Geçen sene amcam akciğer kanserinden vefat etti, bu sene de eşimin teyzesinin göğsü alındı (çok şükür ki durumu iyiye gidiyor).
Çoğu kanser türünde erken tanıyla hayatlar kurtulabiliyor. Sadece yapmamız gereken bilinçli olmak ve vücudumuzu dinlemek. Kanserin en tehlikeli yanı ise çok sinsice ilerliyor olması. Bir de şimdiki test yöntemleri kanserin en baştaki halini saptayamıyor aslında. Kanserli hücre belli bir aşamaya geldikten sonra hasta olduğumuz anlaşılabiliyor. O aşamada da hastalık hızlıca ilerliyor. O yüzden rutin kontrollerimizi hiç ihmal etmemeli, erken tanının önemini kavramalıyız.

"Kanserde erken tanının önemine dikkat çekmek üzere yola çıkan Mavi Bisikletliler, 3. yılında Karadenizliler’le birlikte pedal çevirmek üzere Rize'den yola çıkıyor. Milli Takım bisikletçilerimiz 5-14 Haziran tarihleri arasında Karadeniz’de 11 ile uğrayarak İstanbul’a gelecek. Her ilde vatandaşların katılımına açık olacak kampanya için detaylı bilgi almak için lütfen tıklayın!"

Resim kaynak: Mavi Bisiklet

Bu konuya duyarlı olan herkes blogunda yayınlamalı bence. Mim konusu değil de, bilinçlendirme yazıları yazalım hepimiz...

06 Haziran 2008 Cuma

Küçük Cüzdan ve Keçeden Kutu







Yukarıdaki cüzdanlar Lorie Marie'ye ait ve bence çok sevimliler :) Bloglardan takip ettiğim kadarıyla bazı blogger arkadaşlarım bu tür cüzdanları evde dikiyorlar (mesela Haydins). Bu aralar cüzdan dikmek isteyenler varsa fikir vermesi açısından yayınlıyorum. Satın almak isterseniz de sitesini ziyaret etmeniz yeterli.

Lorie Marie bu kutuyu keçeden yapmış. Daha önce keçeden yapılan pek çok şey görmüştüm ama kutu fikrini ilk kez görüyorum.

Vee son olarak yukarıdaki yastığı Sinem'e armağan ediyorum :)

05 Haziran 2008 Perşembe

Jane Austen / Emma - Film

Bir kaç ay önce yazdığım yazımda Jane Austen'ın Emma'sını okuduğumdan ve en kısa sürede de filmini izlemek istediğimden bahsetmiştim. Aslında filmi izleyeli bir kaç hafta oldu ama anca yazabiliyorum. Şansızlık eseri izlediğim DVD biraz bozuktu ve maalesef tam sonunu getiremedim ama yine de izlediğim kadarıyla anlatmak istiyorum;
  • Kimi kitapların film uyarlaması yapılırken maalesef konusunu değiştirebiliyorlar veya modernize ediyorlar. Mesela bunu romanını çok sevdiğim Büyük Umutlar'da (Charles Dickens / Great Expectations) görmüştüm. Onun filminde konu baya değiştirilmişti ama Emma'da izlediğim yere kadar gördüğüm kadarıyla böyle bir şey yoktu. Kitaba sadık kalınarak çekilmiş bir filmdi. Aksi takdirde bence uyarlama konusunda bir değeri kalmıyor
  • Filmdeki kıyafetlere ve yaratılan dünyaya bayıldım. Kitapta okuduğumda kafamda canlandırdığımdan pek de bir farkı yoktu.
  • Bence Gwyneth Paltrow bu tür rollere çok yakışıyor. 18. veya 19. YY kıyafetlerini giyince sanki o dönemden fırlayıp gelmiş gibi hissediyorum. Bu tür roller üzerinde hiç sakil durmuyor. Ayrıca Emma Woodhouse'ın o masum ama insanların hayatını burnunu sokmaktan da geri kalmayan halini ve ironilerle dolu olaylarda ki saflığını çok iyi canlandırmıştı.

Yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi filmi beğendim ama yine de kitabı okumak çok ayrı bir zevk bence. Sanırım bir kitap aşığı olarak okurken kendimi olaylara daha çok dahil edebiliyorum. Film izlerken "izleyen" pozisyonunda olmak biraz "hissetme" durumundan uzaklaştırıyor insanı. Kitabı okurken durumları daha çok düşünme, daha kolay tahlil etme ve değerlendirme fırsatı buluyormuşum gibime geliyor. Bazı kitaplarda yazarın sesini duyabilmek de insana ayrı bir zevk veriyor.

03 Haziran 2008 Salı

Renkli Küpem


Kendi yaptığım bu küpeyi çok severek kullanıyorum. Renklerinden dolayı neredeyse her renk kıyafetle uyuyorlar. Yapımı da çok kolay;
Hazır aldığım kararmayan altın halkalarına minik halkalarla pembe, yeşil ve mavi renkteki plastik kristal boncukları sıra sıra dizdim.
Normalde gerçek kristali daha çok seviyorum. Bu küpede plastik olanları tercih etmemin nedeni günlük daha kolay kullabilmem. Gerçek kristaller daha ağır bir görünüm verdiğinden günlük kıyafetlerle kullanım şansı azalıyor gibime geliyor.

KadıncaBlog'da ilgili yazılar:
İnci ve kristal bileklik
Mavi boncuklu bileklik
Yeşil boncuklu küpeler

01 Haziran 2008 Pazar

Palmolive Pure Cashmere ile 5 Gün Bakımı

Geçenlerde Palmolive'den Çiçek Hanım attığı mailde yeni çıkardıkları ürün olan Pure Cashmere'i anlatmıştı. Kaşmir dünyanın en nadir bulunan, lüks ve yumuşak dokusuymuş. 5 gün düzenli kullanım sonucunda da cildimizin daha yumuşak olacağını söyledi. Ben kullanmadığım için kendi izlenimlerimi yazamıyorum ama okuduklarımdan sonra gerçekten çok merak ettim ve en kısa zamanda deneyeceğim.

Palmolive bir de kampanya düzenlemiş. Ürün ve kampanya ile ilgili daha fazla bilgi için Çiçek Hanım'ın yazdıklarını aynen yayınlıyorum;

"Palmolive Pure Cashmere: Adını kaşmirin yumuşaklığından alan Yeni Palmolive Pure Cashmere serisi, %100 doğal kaşmir özleri ve nemlendirici krem ile zenginleştirilmiş ipeksi bir formüle sahip. Bu sayede cildinizin en kuru bölgelerini bile nemlendiriyor, cilt kuruluğunda ve pul pul dökülmede belirgin bir azalma yaratıyor. Dermatolojik olarak test edilen Palmolive Pure Cashmere 5 gün boyunca düzenli olarak kullanıldığında, cildinizi daha yumuşak ve pürüzsüz hissetmenizi sağlıyor. "

Kampanya Hakkında:

"Pure Cashmere ile 5 gün bakımı" isimli Facebook uygulamasında, arkadaşlarınıza Pure Cashmere gönderiyorsunuz, ciltlerini yumuşacık ve pürüzsüz bir hale getiriyor, bol bol puanlar kazanıyorsunuz. Davetinizi kabul eden her arkadaşınız size 5 puan, bir defa Pure Cashmere göndermek 1 puan, 5 gün üst üste göndermek ise ekstra 10 puan kazandırıyor. Aynı gün içinde bir arkadaşınıza yalnızca bir kere Pure Cashmere gönderebiliyorsunuz. Ne kadar çok arkadaşınızı davet ederseniz, o kadar çok puanınız oluyor. Hem siz arkadaşlarınızın cildini yumuşatıyorsunuz, hem de onlar sizin pürüzsüz bir cilde sahip olmanızı sağlıyor.
İkişer haftalık dönemlerde devam edecek uygulamada, her dönem puanlar sıfırlanıyor, hem Pure Cashmere gönderenler, hem de Pure Cashmere gönderilenler harika hediyeler kazanıyor!
İkişer haftalık dönemlerde devam edecek uygulamada, her dönem en çok puana sahip olan kullanıcı SPA tatili, arkadaşları tarafından en çok parlatılan kullanıcı ürün seti kazanıyor!
Uygulama sona erdiğinde, toplam puanı en yüksek olan kullanıcı ise Fuga tatilinin sahibi oluyor!
"

Eğer Facebook hesabınız varsa ve uygulamayı yüklemek isterseniz buraya tıklamanız yeterli.