31 Mayıs 2008 Cumartesi

Bimeks Çadır Günleri



Bu gün çok tesadüfen Bayrampaşa'da Bimeks'in çadır günlerini öğrendik ve sadece meraktan bir bakalım dedik. İnanılmaz indirimler karşısında resmen şoka uğradık. Teknoloji ürünlerinde %30, 40 ve 50 indirimler vardı. Bunun sebebi ise ellerindeki stok fazlalığı. Özellikle bilgisayarlar çok makul fiyatlara geliyor. Biz de bu durum karşısında dayanamadık ve hiç aklımızda yokken bir laptop aldık. Yukarıdaki Toshiba marka bilgisayarı %40 indirimle 1,717 Ytl'ye aldık (gerçek fiyatı 2,828 $). Üstelik yanında Mp4 player ve flash disk hediye. Bir de uzundur istediğim fırçalı saç düzleştirici aldım. O da %40 indirimle 38 Ytl'ye geldi.

Bu durumun en güzel yanı ise mağaza şartlarının çadır günlerininde de geçerli olması. Yani ürünlerinizi peşin fiyatına 10 veya 12 taksitle alabiliyorsunuz ve 2 yıl garantileri geçerli.

Bimeks'in çadır günleri yarın (1 Haziran Pazar) son buluyor. Eğer Plazma/LCD televizyonlar, bilgisayarlar veya bazı küçük ev aletlerine ihtiyacınız varsa bakmanızı öneririm.

Açık adresini tam bilemiyorum ama çadırın kurulduğu yer Bayrampaşa Yıldırım Mahallesi diye geçiyormuş.

29 Mayıs 2008 Perşembe

Anason Çayı

İş yerinde otururken kuruyemiş, cips, çikolata gb şeyler yemek veya kola, kahve gibi şeyler içmek yerine genelde bitki çaylarını ve meyveyi tercih ediyorum. Her gün evden mutlaka meyve getiririm. Mesela bu gün ki menüm erik :)

Bitki çayı konusunda da poşet çay içmektense demlemeyi tercih ediyorum. Sanki böyle tadını daha çok alabiliyormuşum gibime geliyor. O yüzden de aktardan aldığım civanperçemi, ıhlamur, anason gibi çayları küçük kavanozlara koydum, bir de süzgeçli bardaklardan aldım ve iş yerine getirdim.
Bu aralar ki favori çayım Anason. Hem tadı güzelliğinden hem de içiminin kolaylığından dolayı çok hoşuma gidiyor :) Açıkcası faydalarına daha önce bakmamıştım. Bu gün baktım da baya rahatlatıcı etkileri varmış;
"Anason hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak, aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir."

Yukarıdaki alıntı Wikipedia'dan daha fazlasını okumak isterseniz bu siteye de tıklayabilirsiniz.


KadıncaBlog'da ilgili yazılar:
Anason çayı çizimi kaynak

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Evim Gül Koktu / Gül Reçeli

Güller o kadar güzel açtılar, her yeri o kadar güzel renk renk yaptılar ki ben de özenip Pazar günü gül reçeli yapayım dedim. Bir gün önce pazardan aldığım gülleri bir güzel ayıkladım, yıkadım, fotoğraladım, kokladım.... Yani resmen oyun oynadım onlarla :)

Sonra reçel yapma aşamasına geçtim. Portakal Ağacında Lale Hanımın verdiği gül reçeli tarifini denedim. Aynen dediği aşamaları yaptım ama maalesef pek başarılı bir reçel olmadı. Soğuduktan sonra hem şekerli hem acı, garip bir tat oldu. Daha sonradan bir kaç kişiye sordum, meğerse önce yaprağın kendi acılığını atması için sıcak suya koymak gerekiyormuş.

Maalesef gül reçelim olamadı ama o gün bütün gün evim gül koktu, ben o pembe yapraklarla oynarken tüm sıkıntımı atmış oldum ve en azından merak ettiğim bir şeyi denemiş oldum :)

Her taraf rengarenk. Bahçeleri, balkonları veya cam önlerini çiçeklendirmenin tam vakti. Renkli renkli çiçekleri görmek kadar insanı rahatlatan bir şey daha yoktur herhalde :)

KadıncaBlog'da diğer tarifler:
Krep
Gül Böreği
Salçalı Biftek
Fırında Et sote
Fırında Tavuk

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Kartondan da olsa Hermes'im olsun diyorsanız

Hermes yeni bir pazarlama stratejisi geliştirmiş. Sitelerine koydukları PDF dosyasını indirip yapılacakları adım adım takip ettiğiniz zaman kartondan da olsa Hermes sahibi oluyorsunuz. Bu stratejinin tam amacını anlayamadım ama bana zevkli ve farklı göründü.
İncelemek veya indirmek isterseniz buraya tıklayın.

Haber Kaynak

25 Mayıs 2008 Pazar

Krep

Dün uzun pazar kahvaltımız için krep yapayım dedim. Bir kaç tarif araştırdım farklı bir şeyler var mı acaba diye ama en pratik ve lezzetli olan annemin klasik krep tarifi gibime geldi. Gerçi benim ki biraz şekilsiz oldu :) Üzerine de köylü pazarından (ayrı bir yazı olarak daha sonra anlatacağım) aldığımız çökeleği ve ev yapımı çilek reçelini sürünce afiyetle yedim.

İşte tarifi (2 krep için):
  • 1 su bardağı un, 1 su bardağı şeker, 1 yumurtayı ve bir fiske tuzu karıştırma kabında pürüzsüz hale gelinceye kadar karıştırıyoruz.
  • Krep tavasını dibine az bir şey sıvı yap döküyoruz ve ısıtıyoruz.
  • Hazırladığımız krep harcını tavanın her yerine yayılacak şekilde döküyoruz ve arkalı önlü kızartıyoruz. İçine dilediğiniz her şeyi koyabilirsiniz.

Krep tavasını da ben Esse'den almıştım. Cem marka tavayı piuyasadakilerin çok altına 9,90 ytlye aldım. Size de tavsiye ederim.

23 Mayıs 2008 Cuma

Yankı Yazgan - Kalp Çarpar Beyin Böler

Çok severek ve çok beğenerek okuduğum Yankı Yazgan'ın "Kalp Çarpar Beyin Böler" kitabını gündelik hayatın psikolojisiyle, beynin nasıl çalıştığıyla ilgilenen ve hala çözülmemiş olan biyoloji ve psikoloji arasındaki köprüyü biraz daha düşünmek isteyenler için kesinlikle tavsiye ederim.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki psikoloji kitabı olmasına rağmen dili inanılmaz derecede akıcı yani okuması çok rahat. Bir de bence kimi kitabın formatı okumayı gerçekten çok zorlaştırır. çok küçük, hiç ara verilmeden yazılmış kitaplar beni biraz yoruyor açıkçası ama aşağıdaki resimde de görebileceğiniz gibi bu kitapta satır araları var, harfler gayet rahat okunabilecek seviyede yazılmış ve sayfalar beyaz :). Bir de Yankı Yazgan'ın kitap aralarında yaptığı çizimler okumayı zevkli hale getiriyor.

Kitabın içeriğine gelecek olursak; kitap aslında 3 bölümden oluşuyor ama ben bir okur olarak iki bölüme ayırdım. Birinci bölümde daha çok beynin nasıl işlediğini, 2 ve 3. bölümlerde de beynin temel ilkelerini gündelik hayatın psikolojisi üzerine birleştiren denemelerden oluşuyor.

Benim deyimimle kitabın 2. bölümünden bir alıntı:

" Hep pozitif hissedersek, kurtulur muyuz? Kendimizi iyi hissetmek istemez miyiz? kim buna hayır, der? Özgür olmak istemez misiniz, demek gibi bir soru. Ancak, kötü hisler, o kadar da kötü değildir. İyi hissetmeyi kesintisiz "lay lay lom" diye anlıyorsanız, haberim kötü. "Sevelim, sevilelim" psikolojisinin, ne özel hayatta ne de iş hayatında, kişiyi ya da kişinin içinde olduğu kurumu geliştirici bir etkisi yoktur. İyisi ve kötüsü, hatta acısı ve tatlısı ile duygular, zihnimizin daha iyi işlemesine ve yaşantımızın gelişmesine katkıda bulunur. Kendinden her daim memnun olan kişiye sorarsanız, hayatındaki her şey yolunda gidiyordur. Eh, o zaman "hep böyle mi kalsak", diye düşünmemek için bir sebep var mı? Ancak değişim için herhangi bir ihtiyaç duymayı da aynı olumlu hissediş önler. Yerinde saymanın,değişime direnmenin en kestirme yolu, "iyi hissettirmek"ten geçer. Muhafazakarlığı körüklemek istiyorsanız üzüntüyü yok sayın, çalın oynayın. Herkes kendisini hep pozitif ve aşırı pozitif hissettiği ölçüde, olumsuzluklara tahammülü fazlasıyla artar, değişim yanlılarına hayretle "Ne istiyor bunlar?" diye hayretle bakmaya başlar. " [syf 211-212]

"Kalp Çarpar Beyin Böler" benim okuduğum ilk Yankı Yazgan kitabıydı ama bundan sonra aralıklarla diğer kitaplarını da okumak istiyorum. İşte diğer kitaplarının listesi (sırasını bilmediğim için kronolojik yazmıyorum):

Çocuğunuz sizden ne bekliyor? - Şule Yazgan, Yankı Yazgan
99 sayfada ergenlikten gençliğe - Yankı Yazgan
99 sayfada bebeklikten çocukluğa - Yankı Yazgan
Labirent yolculukları - Yankı Yazgan
Hiperaktif çocuk okulda - editör: Yankı Yazgan
Devlet baba tabiat ana - Yankı Yazgan
Maksat bilmece olsun - Yankı Yazgan
Düşe kalka büyümek - Yankı Yazgan

KadıncaBlog'da ilgili yazılar:

Samet Ağaoğlu / Arkadaşım Menderes

Jane Austen / Emma

22 Mayıs 2008 Perşembe

Flormar Oje Kurutucusu

Oje sürerken en sinir olduğum şey kurumasını beklemektir. Zaten her defasında da bir yerlere sürüp bozarım :) Geçenlerde parfümeriye gittiğimde Flormar'ın oje kurutucusunu (Flormar Quick Dry) gördüm. Pek umutlu olmadan denemek için aldım ama sonuçtan gerçekten çok memnun kaldım. Ojeyi sürüp üzerine de kurutucuyu sürünce 1 dakika içerisinde ojelerim kupkuru oldu :) Benim gibi bu dertten muzdarip olanlara tavsiye ederim :)
Flormar'ın sitesinde ürünle ilgili yazanlar;

"Ojedeki uçucu maddeleri çabucak buharlaştırarak, tırnaktaki ojenin hemen kurumasını sağlar. İçeriğindeki parfüm, tırnaklarda hoş bir koku bırakır."

Ama eğer kendi yöntemlerinizle kurutmak isterseniz size önerim ojenizi sürdükten sonra ya soğuk suyun altına tutun ya da buzlu suyun içine sokun. Daha çabuk kuruduğunu göreceksiniz.

KadıncaBlog'da ilgili yazılar:
Evde Nasıl Manükür Yapılır?
Evde Nasıl Pedikür Yapılır?

Not: Fotoğraf Alıntıdır

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Breakfast At Tiffany's


Audrey Hepburn ve George Pepperd'ın unutulmaz filmi Breakfast at Tiffany's 'i izlememiş olanlarınız varsa kesinlikle tavsiye ederim. Tam bir romantik / komedi türü örneği olan filmi izlemek son derece keyifli. Audrey Hepburn'ün kıyafetlerine, takılarına ve makyajını dikkatle incelemenizi tavsiye ederim :)


Okumak isterseniz;
Wikipedia'da






KadıncaBlog'da ilgili yazı:
Screenshotlar buradan alıntıdır.

20 Mayıs 2008 Salı

Yazı Seviyorum Çünkü....



Yazı Seviyorum Çünkü;
  • Açık ayakkabılarımı, renkli t-shirtlerimi, elbiselerimi, beyaz pantalonlarımı giyebileceğim
  • Akşam üzeri deniz kenarına gidip dondurma yiyebileceğim
  • Sahilde yürüyüşlerimiz başlayacak
  • Haftada bir gün denize gitme alışkanlığımız devam edecek
  • Sağlıklı bir şekilde bronzlaşacağım
  • Hafif yiyecekler yiyeceğiz (börülceler, karpuzlar, peynirler vs.)
  • Semt pazarları bile renkleniyor sanki
  • Çocuklar etrafta koşturuyor, hep mutlu oluyorlar
  • Hava geç kararıyor
  • Daha az hastalık, daha çok neşe oluyor
  • Toprağa ayağımı basabileceğim
  • Yeni planlar yapacağız, yeni bir hayatın belki de ilk adımlarını atacağız, içim umutla dolu olacak...

Not: Fotoğrafı 2005 yılında Garipçe köyünde çekmiştim. Alıntı değildir...

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Neye Varım Neye Yokum?!!

Sevgili Sinem ve Haydins'in başlattığı yeni mim'in konusu "hayatta var ve yok olunan 10 madde". Nazo'cum da verdiği güzel cevaplardan sonra beni mimlemiş;

VARIM:
  1. Sevgiye her zaman varım.
  2. Dürüstlüğe
  3. Dostluğa
  4. Gülümsemeye
  5. İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım eli uzatmaya
  6. Sorumluluk sahibi olmaya
  7. Mücadele etmeye.
  8. Hayaller kurabilmeye. (Mesela şu aralar bahçe içindeki evimde havuza girip, çiçeklerimle ilgilenip, golden cinsi köpeğimle yürüyüşlere çıkıp, güzel bir kız annesi olacağım günlerin hayalini kuruyorum) :)
  9. Hobi edinmeye, bir şeyler yaratmaya, hayatta küçük veya büyük bir şekilde iz bırakmaya
  10. Bakımlı olmaya :)

Yokum:

  1. İki yüzlülüğe
  2. Kötü niyetli insanlara
  3. Dinlemeden, düşünmeden yargılamaya
  4. İnsanların benim üzerimden prim yapmaya çalışmalarına ve kendimi kullandırtmaya yokum.
  5. Sorumsuzluğa, tembelliğe ve boşvermişliğe
  6. Denizden uzak bir yerlerde yaşamaya
  7. Sırtını başkalarına dayamaya
  8. Olaylar karşısında tepkisiz kalmaya
  9. Saçımı kısacık kestirmeye
  10. Yakışmayacağını bile bile moda olan şeyleri giymeye.

Ben de çocuklaçocuk'u, Mediatasyon'u ve Enhar'ı mimliyorum...

18 Mayıs 2008 Pazar

Evde Manikür Nasıl Yapılır?

Geçen sene yazdığım bu yazımda evde nasıl manikür yapılacağını yazmıştım. Yazıda hiç bir değişiklik yok sadece hatırlatma olsun diye tekrar yayınlıyorum...

Gerekli Malzemeler:
· Kâğıt törpü (Metal törpü tırnaklara zararlıymış)
· İçine elinizi sokabileceğiniz ağzı geniş bir kâse
· Et makası
· Kâğıt havlu
· Aseton
· Oje
·Kolonya

Bu aletleri temin ettikten sonra manikürümüze başlayabiliriz:
1. Öncelikle eğer tırnaklarınızda oje varsa asetonlu pamukla tırnaklarınızı silin.
2. Tırnaklarınızı törpüyle şekillendirin. Tırnaklarınızı zayıflatabileceğinden törpüyü kenarlarına sürmemeye dikkat edin. Verilecek en uygun şekil elinize yakışandır.
3. Törpüleme işlemi bittikten sonra ellerinizi, kâseye koyduğunuz bulaşık deterjanlı/ sıvı sabunlu ılık suya batırın ve 5 dakika kadar bekleyin. Çıkardıktan sonra, elinizi kurulayın ve yumuşayan tırnak etlerinizi geriye doğru itin. Sonra, dikkatli bir biçimde et makasıyla tırnak etlerinizi temizleyin. Çok derine inmemeye dikkat etmelisiniz yoksa kanayabilirler. Aynı işlemi diğer elinize de uygulayın.
4. Ellerinize ve tırnaklarınıza kolonya dökün ki mikroptan arınsınlar.
5. Şimdi de tırnaklara renk verme zamanı. İstediğiniz bir ojeyi tırnaklarınıza sürün ve kurumaları için bekleyin. Eğer ojenin altına parlatıcı (cila) sürerseniz hem tırnaklarınız sararmaz hem de ojeniz daha uzun süre dayanır.
6. Son aşama olarak da makasınızı kolonyayla temizleyin.

İşte bu kadar basit :)

14 Mayıs 2008 Çarşamba

İnci ve Kristal Bileklik

İnci ve kristalleri dizerek yaptığım bu iki bilekliğimi çok severek kullanıyorum. Çoğu kıyafetle de uyuyorlar. Bazen ikili takıyorum, bazen de 4-5 tanesini yan yana dizerek daha şık bir görünüm elde ediyorum.
KadıncaBlog'da ilgili yazılar:

08 Mayıs 2008 Perşembe

Biraz Oyun :)


Eğer canınız sıkılıyorsa, oyun oynamak istiyorsanız ya da boşa vakit geçirmek istiyorsanız Miniclip'e uğramanızı tavsiye ederim. Her türlü oyunu bulabilirsiniz.
Ben bu aralar Papa Louie oynuyorum :)

07 Mayıs 2008 Çarşamba

Selülit İzlenimlerim

Selülit üzerine çok fazla şey yazıldı, çizildi, bir çok araştırma yapıldı. Bana 10 yıl önce kimsenin farkında olmadığı ama son yıllarda oluşan estetik kaygısıyla birçok kadının başlıca "düşmanlarından" biri haline geldi gibi geliyor. Ama tabii git gide daha da hareketsiz hale gelen yaşam biçimlerimizde görülme oranını arttırdı. Tamam, pürüzsüz ve sıkı bacaklar tüm bayanların arzu ettiği bir şey ama sırf selüliti var diye kendine hayatı zindan edenlere gerçekten kızıyorum. Şu bir gerçek ki dünyada ki kadınların %95'inin belli ya da belirsiz, farklı düzeylerde selüliti var. Zaten ilk başlarda selülitinin olması saklanan bir şeyken son yıllarda bir çok Hollywood starı da bu sorunu yaşadığını itiraf etti (mesela Sienna Miller).

44 kilo olmama rağmen bu kış ilk kez ben de selülitle tanıştım. Gerçi benim ki farkedilmeyen boyutta yani çok başlangıç aşamasındaydı ama itiraf etmek gerekirse o bile canımı sıkmaya yetti. Aynaya baktığımda gördüğüm o iki çukurcuk acaba bunlar ilerler mi diye endişe etmemle harekete geçmemi sağladı. Sanırım doğru yolda ilerliyorum çünkü aynada onları görememeye başladım :)

Önce selüliti araştırma (Dermatologumla konuştum ve internetten araştırdım) aşamasıyla başladım. İşte elde ettiğim temel bilgiler:
  • Selülit genetik bir durum. Eğer annenizde veya anneannenizde varsa sizde olma olasılığı da çok yüksek.
  • Kan dolaşımının yavaşlaması ve vücudun fazla su tutmasıyla oluşuyor. Kan dolaşımının yavaşlamasından kaynaklandığının ispatı olarak selülitli bölgelerinize dokunun diğer bölgelere göre daha soğuk olduğunu fark edeceksiniz.

Neler yapılabilir ( bu aşamada tecrübe ettiğim için kendimin neler yaptığını yazmak istiyorum):

  • Öncelikli amacınız kan dolaşımını hızlandırmak olmalı. Selülitle savaşta bu çok önemli.
  • Mutlaka hareket etmelisiniz. Maalesef oturduğunuz yerden çok su da içseniz veya bilinen başka yöntemleri de deneseniz bununla baş edemiyorsunuz. Ben daha önce de bahsettiğim gibi yüzmeye başlamıştım ama maalesef tembelliğimden dolayı iki kere gittikten sonra bıraktım. Şimdi tekrar yüzüyorum. Bildiğiniz gibi yüzme esnasında vücuttaki kan dolaşımı 4 kat hızlanıyor ve eğer ki başlangıç seviyesinde selülitleriniz varsa bu bile tek başına yeterli. Yüzme imkânınız yoksa eşofmanlarınızı giyin ve yürüyün. En masrafsız ve sağlık için en faydalı sporlardan biri.
  • Artık hem sağlık için hem de hareket edebilmek adına 7. kattaki evime çıkabildiğim her zaman merdivenle çıkıyorum.
  • Duşta ılık suyla yıkanırken en son çıkmadan önce birden suyu buz gibi yapın ve sorunlu bölgeye tutun. Bu da kan dolaşımını hızlandırma da birebir.
  • Çok bol su için ki vücudun tuttuğu suyu atabilin.
  • Bir fırça veya kese yardımıyla cildiniz kuruyken kalp yönüne doğru vücudunuza sürün. Bu işlem de kan dolaşımını hızlandırmak için ve bildiğim kadarıyla vücudun sıkılaşmasına da faydası var.

Daha önce de dediğim gibi benimki en baş aşamadaydı o yüzden 2-3 hafta içerisinde sonuç aldım. Zaten harekete geçmemin sabebi de daha fazla ilerlemesini engellemek çünkü eğer daha ileri seviyeye gelirse daha fazla uğraşmanız gerekiyor. Bir de doktorun söylediğine göre eğer çok ilerlemiş yani durduğunuzda bile bariz bir şekilde belli olan selülitleriniz varsa bu söylediklerimin yanı sıra bazı işlemlere de ihtiyacınız oluyormuş.

Eğer bakmak isterseniz ünlülerin selülitleri

Mal beyanı / Mimmm


Laçin'cim beni mal varlığı konusunda mimlemiş. İşte mal beyanım :

Ailem: Annem, babam, kardeşim ve eşim. Onlarsız bir yaşam düşünemiyorum, düşünmekte istemiyorum. Allah huzur ve sağlık içinde uzun bir yaşam versin hepsine...

Sağlığım: Son yıllarda ortaya çıkan bir sürü hastalıktan ve tabiri caizse her evde bir kanserli hasta vakası yaşanır olmaya başladıktan sonra, hem kendimin hem de ailemin sağlığı için daha bir şükreder oldum. Allah hasta olan kim varsa da bir an önce şifasını versin...

Dostlarım: Her önüne gelene dost diyebilen biri değilim. Emek harcanan, güven oluşturulan ve sevgi beslenen ilişkiler dostluk mertebesine ulaşır benim için. Arkadaş ve dost ayrımını da çok kullanırım o yüzden. Az dostum vardır ve onlar kendini biliyor. Buradan saymama gerek yok sanırım :)

Fotoğraflarım: Laçin gibi ben de çok önem veririm fotoğraflara. Yıllar geçtikçe, anılar biriktikçe daha da önemli hale geliyor.

Birikimlerim: Gezdiğim - gördüğüm yerler, yediklerim - içtiklerim, okuduğum - izlediğim şeyler ve tanıştığım - sohbet ettiğim kişiler.

Kitaplarım: Daha önce de bir iki kere yazdığım gibi Karşılaştırmalı Edebiyat mezunuyum. Okuduğum bölüm nedeniyle sevmedim ben kitapları. Küçüklüğümden beri bir an olsun elimden düşmediler. Okumayı söktüğümde annem bana ilk kitaplarımı (Heidi ve Küçük Kemancı) hediye ettiğindeki heyecanımı hala unutamam. Sevdiğim yazarın kitabını elime aldığımda heyecanlanırım, sayfalarına dokunurken içim erir ve kokusunu içime çekmek hoşuma gider. Okuduğum bölüm bana çok şey öğretti. Edebiyatı, tarihi öğrenmedim sadece hayata karşı çoğu kişiden farklı bakabilmeyi öğrendim. Hocalarım Nazan Aksoy, Jale Parla, Murat Belge ve diğerlerine çok teşekkür ederim.
Uzun lafın kısası yıllar içinde oluşturduğum ve kimseyle paylaşmak istemediğim minik çaplı kütüphanem çok değerli benim için.

El işlerim: Emek verdiğim için çok kıymetliler benim için. Bence insanın emeğiyle yaptıkları kalıcı olmasını sağlar. Bir gün biz bu dünyadan göçüp gittiğimizde bile yaptıklarımız yaşayacak ve bizi hatırlatacaklar. Çok gariptir ki ben yaptıklarımı kendim kullanmaktan çok birilerine hediye ederim. Çevremdeki çoğu kişide yaptığım el işi hediyeler vardır :)

Ben de Hatice'yi (elimkolum) mimliyorum :)

Not: resimin kaynağını maalesef hatırlamıyorum.

04 Mayıs 2008 Pazar

Çam Terebentin ile ilgili izlenimler

Saç bakımıyla ilgili küçük bir ipucu verdiğim yazıma yorum yapan Nalan abla şampuanına çam terebentin kattığını ve çok faydasını gördüğünü yazmıştı. Biz de yıllardır kepek sorunu yaşayan ve bir türlü derdine çare bulamayan kardeşimin şampuanına yazan ölçülerde çam terebentin kattık. Bir hafta gibi kısa bir süredir kullanıyor olmasına rağmen inanılmaz bir şekilde saçında kepekten eser kalmadı, saçları parlamaya başladı ve dökülmeleri azaldı. Tek kötü yanı ise şampuanın kıvamını biraz bozması ve kullanım esnasında az da olsa bir kokusunun olması ama bu koku kesinlikle kalıcı değil. Kullandıktan sonra saçınızda koku kalmıyor. Denememiş olanlar varsa denemelerini tavsiye ederim. Nalan ablaya da verdiği öneriden dolayı teşekkürler :)

Ekşi sözlükte çam terebentini okumak isterseniz...