Eskiden hamilelik bu kadar keyif alınan bir dönem değilmiş. Hamile kalınca annelerimiz normal yaşantısına devam edermiş ama son yıllarda bu keyif alınması gereken bir dönem haline geldi :) Hatta Halle Berry olayı abartıp, çıkıp "hamileliği çok sevdim hep hamile kalabilirim" gibi sözler söyledi :)
31 Ocak 2008 Perşembe
Hamile Modası
28 Ocak 2008 Pazartesi
Elektronik Kitap
27 Ocak 2008 Pazar
İşte ayakkabının Tarihçesi
Çoğu kadın gibi benim de en büyük tutkum, almaktan hiç bıkmayacağım, dolaba dizip izledikçe mutlu olduğum ayakkabıların tarihçesini öğrenmek bana çok eğlenceli geldi. Ayakkabının bence en ilginç özelliği aslında kıyafeti tamamlayan bir aksesuar olmasına rağmen yıllar içerisinde en önemli stil tamamlayıcısı ve statü göstergesi haline gelmesi. Geçmişe dönüşün yaşandığı son yıllarda umarım bu yazı size biraz olsun yardımcı olur.
M.Ö. 2000: Mısırlılar ayaklarını korumak üzere papirüs yapraklarından dokunmuş sandaletler yarattılar ve ilk ayakkabının mucidi oldular. Daha sonra Yunanlılarda görülen kalın tabanlı deri sandaletler çeşitli renklere boyanıp yaldızlanarak süslendi ve ayağın üst kısmından geçen şeritlerle bağlandı. Zamanla bu sandaletler statünün göstergesi oldu. Kadınlar kullandıkları mücevherlerle , erkekler ise taktıkları değerli taşlarla toplumsal sınıflarını yaklarına yansıtırken , kraliyet ailesi, tüccarlar, aktörler hep ayrı sandaletler giydi.
M.Ö. 1100: Çizme savaşlarda ayak koruyucusu olarak doğdu. M.Ö. 1100 yılında Asurlular daha dersinden yapılmış, tabanı metal parçalarla güçlendirilmiş bağcıklı çizmeyi geliştirdiler.
M.Ö. 600: Ayağı tamamen kavrayan ilk renkli deri ayakkabılar yüksek sınıfa ait Yunan kadınları tarafından giyildi.
16. Yüzyıl: Ayakkabıda topuk bir gereksinim sonucu ortaya çıktı. Topuğun önemi ayak üzengide kaldığından ata binenler tarafından keşfedildi. Kral 19. Louis'nin kısa boyundan dolayı ayakkabılarına topuk eklenmesi soylu kadın ve erkekler tarafından taklit edildi. Ancak topuklu ayakkabının şıklığın bir simgesi olarak ortaya çıkışı , 1533'de Floransa'nın ünlü ailelerinden Medicilerin kızının Dük ile düğünde giyeceği ayakkabıyı Leonarda Da Vinci'nin tasarlamasıyla ortaya çıktı.
21. Yüzyıl: 21. yy ile birlikte ayakkabıdaki gelişimlerin seyrekliği yerini modanın hızlı takibine ve uyumuna bıraktı. 1900'lerin başında gündüzleri çizmeler ve bağcıklı botlar tercih edilirken geceleri topuklu ayakkabılar kadınların ayaklarını süsledi. 1917'de ise ayakkabı tarihinde bir devrim yaratan Converse doğdu. 1920'li yıllarda eteklerin kısaldığı ve çorapların dizlere kadar çekildiği pippi uzunçorap modası, kısa topuklu ve kapalı burunlu ayakkabılarla tamamlandı... Kısa süren bu trendin ardında ise yumuşak renklerin kullanımıyla, Coco Chanel ve Madeleine Vionnet tarzı şıklık ve zarafet kendini kadınlarda gösterdi. Ayakkabının başına gelen kalıcı değişimlerden biri de kadınlar içn platfrom topuk,erkekler için ise makosen ayakkabıdır. Seksisinin sembolü incecik topuklu stilettolar 1940'larda başladı ve 50'lerde devam etti. Tüm bu şıklığın yanısıra Adidas ve Puma'nın ses getidiği bir dönem başladı. Günümüzde deja vu olarak yaşadığımız 60'larda döneme damgasını vuran go-go boots her kadının ayağını süslemeye başladı. Minicik eteklerle ve daracık pantalonlarla giyilen bu botların hepimizin beynine kazındığı bir gerçek.
1970'lerde mini şortları, puantiye ve çiçek desenlerine uygun olarak kadınlarda platform topuklu çizmeler ve ayakkabılar, erkeklerde ise platform topuklu makosenler revaçtaydı. 80'li yıllarda ayakkabılarda topukların kısaldığı ve yumuşak renklerin hakim olduğu klasik stiller ön plana çıktı. Espadriller bu döneme damgasını vurdu. Prada ilk pret-a-porter kıyafet koleksiyonu ile birlikte yeni bir ayakkabı serisi tasarladı ve bir anda zenginliğin simgesi haline geldi. 90'lı yıllara geldiğimizde oldukça farklı tarzda ayakkabılar kullanımlarına göre popülerlik kazandı; çizmeler, sandaletler, düztabanlı ayakkabılar...
Günümüze bakıldığında eskiden uzun seneler devam eden ayakkabı modası artık sezonlara göre değişir olduğunu görüyoruz. Hatta bu değişimler o kadar fazla oldu ki sonunda vintage akımıyla modada geriye dönüş başladı...
not 1: Resim NR: 39 ayakkabı atölyesinin websitesinden alınmıştır.
not 2: Yazının kimi yerlerinde Eve dergisinin Aralık sayısından faydalanılmıştır.
22 Ocak 2008 Salı
Ebru'nun Tasarımları...
Ebru benim kardeşim :) Boş zamanlarında deneyerek yeni şeyler üretmeyi seviyor. Aşağıdaki üç tasarım da ona ait :)

Pembe Telefon Kılıfı: Yine telefonunuzun boyutuna göre zincir çekip ikili trabzanla yukarı kadar çıkın. Ebru pratik olsun diye uzun bir parça halinde yapıp sadece yanlardan diktiğini söyledi ama istersiniz siz önü ve arkası için iki ayrı parça yapıp birbirine birleştirebilirsiniz. Ağız kısmına küçücük bir düğme dikip telefonunuzun kılıfından düşmesini engelleyebilirsiniz. İstediğiniz yerinede küçük bir çiçek eklerseniz çok şirin olur.
Koşubandı için su koyma kabı: Ebru'nun koşu bandında su koyma yeri olmadığı için çok zorlanıyordu. Yapımıda çok kolay: 5 zincir çekip kapatıyorsunuz. İlk sıradan itibaren her zincire iki kez ikili trabzan yaparak genişletmeye başlıyorsunuz. Yaklaşık 6-7 sıra bu şekilde devam edip daha sonra her zincire bir kez batmaya başlıyorsunuz bu şekilde daralıyor ve ağız kısmı oluşuyor. Böyle istediğiniz boya ulaşıncaya kadar devam ediyorsunuz.NOT: Bu resimleri telefonumuzla çektiğimiz için görüntü kalitesi biraz düşük oldu :( kusura bakmayın.
18 Ocak 2008 Cuma
Gelinlik Modelleri
Bahar ve yaz dönemi düğün zamanı olduğundan evlenecek bir çok bayanı düğün telaşı alır. En önemli ayrıntı ise gelinliktir. Bütün bayanların rüyası unutulmayacak, peri kızlarını hatırlatacak hayallerindeki gelinliği giymek.
17 Ocak 2008 Perşembe
Arifoğlu Ginseng Çayı
Ginseng ile aslında 10 yıl önce falan tanışmıştım. Babam Uzakdoğu seyahatlerinden birinde getirmişti. Sağlık açısından bir çok faydasını duymuş o yüzden de yememiz için bize getirmişti. Bir kutunun içinde yenebilir haldeydi ama tadını hiç beğenmediğimiz için yiyememiştik :) Ben de bir süredir sürekli yorgunluk çekiyordum. Uykumu alıyor olmama rağmen sabah işe geldiğimde hep kendimi yorgun hissediyordum. Bir kaç ay önce İstinye Park'a gittiğimizde pazar bölümünde ( gitmediyseniz kesinlikle İstinye Park'ın pazar bölümünü gezmelisiniz. Çok güzel, keyifli bir yer) Arifoğlu'nun mağazasına uğradım. Yorgunluk hissetiğimi söyleyince Ginseng çayını tavsiye ettiler. Bir süredir her sabah bir bardak içiyorum ve gerçekten faydasını gördüm. İşte Arifoğlunun sayfasından Ginseng'in faydaları: Bu arada orada çalışanlardan yeni bir şey öğrendim; Hani biz Ihlamur, Kuşburnu vs. gibi bitki çaylarını kaynatarak içeriz ya bu yanlışmış. Üzerine kaynamış su dökerek yani demleme usulüyle yapmamız gerekiyormuş.

16 Ocak 2008 Çarşamba
Doğal Makyaj Teknikleri
Edi'ciğimin bu yazısında da belirttiği gibi Türk kadınlarında makyaj ve bakım = boya küpüne girmek gibi bir inanış var. Ünlülerimize bakınca bunu bariz bir şekilde görmek mümkün. Sabah programı sunan bayanlar bile resmen gece kıyafetiyle ve show makyajıyla programa çıkıyorlar. Anlamıyorum zaten sabahın köründe onlara da ağır gelmiyor mu o kadar makyaj, giyim kuşam? Geçenlerde gazetede okumuştum kimdi hatırlamıyorum (makyör Corci olabilir) çok sinirli bir şekilde Türk kadınına kızıyordu. Çünkü gidip Ebru gündeş makyajı istiyorlarmış adam da haklı olarak bayanlar onlar show makyajı siz sahneye mi çıkacaksınız diyordu :) Hollywood ünlüleri ise makyaj yaptıklarında olabildiğince doğal görünmeye çalışıyorlar.
- Öncelikle yüzünüzü temizlemeli ve cildinize uygun olan bir nemlendirici sürmelisiniz. Bu aşamada cildiniz nemlendiriciyi emene kadar biraz beklemenizde fayda var aksi halde fondöteniniz yüzünüzde dağılmayabilir veya yağlı bir görünüm oluşabilir.
- Fondöteni ince bir tabaka halinde tüm yüzünüze çenenizin alt kısımlarına ve hatta eğer açık giyineceksiniz boynunuza sürün.
- Eğer cildinizde sivilce veya leke gibi kusurlar varsa bunları bir kapatıcı yardımıyla kapatın.
- Eğer fondöteniniz cildinizde parlama yapıyorsa bir sünger veya fırça yardımıyla pudranızı yüzünüze dağıtın.
- İstediğiniz şekilde farınızı sürün ( ister gölge yapın, ister tek renk sürün veya göz kalemiyle destekleyin)
- Rimeli sürün : üst kirpiklerinize rimeli önce içten dışa sonra aşağıdan yukarı sürülmesi gerekiyor. Böylece kirpikleriniz daha gür görünecektir.
- Kaşlarınızı belirginleştirmeye ihtiyaç duyarsanız önce kaş tarağıyla kaşlarınızı tarayın sonrada kaşınızın rengine uygun bir kaş kalemiyle hafifçe boyayın.
- Allığınızı yüz şeklinize uygun bir biçimde sürün.
- Dudaklarınızı belirginleştirmek isterseniz rujunuzun bir ton koyusu dudak kalemiyle çizin ve ruj fırçasıyla dudaklarınızı boyayın. Rujunuzun üzerine parlatıcı da sürebilirsiniz.
- Öncelikle mutlaka yüzümü nemlendiriyorum.
- Normalde bu yazımda da belirttiğim gibi Shiseido'nun pureness bronzlanştırı pudrasını uyguluyorum ama son zamanlarda sevgili Lacheen sayesinde tanıştığım Everyday Minerals'in semi matte medium tan'ini sürüyorum (hatırlarsanız bu yazımda mineral makyaj hakkındaki izlenimlerimi yazmıştım).
- Daha sonra yine Everyday Minerals'in intensive fair concealer'ını gözaltlarıma sürüyorum ve iyice dağıtıyorum.
- Gözüme ya yeşil ya mürdüm ya da siyah göz kalemi çekiyorum (mürdüm göz kalemi Yves Saint Laurent'in 6numarası, siyah göz kalemim Lancome'nin ve yeşil olansa Avon'un). Çoğunlukla sürmesem de bazen rimel sürüyorum ( rimelim de Estée Lauder Illusionist Intense).
- Dudaklarımaysa önce Estée Lauder 26(russet) numara dudak kalemi ve ardından vazgeçemeyeceğim rujum olan L'oreal Glam Shine Cream 200 numarayı veya Lig gloss olarakta Clinique'in 03 Mango Tint'ini sürüyorum.
Abartıdan kaçıp doğal makyaj yapan bazı Hollywood ünlüleri:
15 Ocak 2008 Salı
Salçalı Biftek
Salçalı Biftek benim çok sevdiğim bir yemek. Hem yapımı çok pratik hem de sofrada çok şık duruyor (fotoğraf biraz alelacele çekildiği için burada çok şık durmuyor tabi :) ). Ben dün 4 kişi için yaptım bu yemeği malzemeleri de ona göre yazıyorum ama siz daha fazla kişi için yapmak isterseniz malzemeleri ona göre arttırırsınız.
Malzemeler:
- 10 dilim dana kontrafile
- 2 adet domates
- 3 adet çarliston biber
- 1 yemek kaşığı salça
- Tuz, kırmızı pul biber ve kekik
- Sıvıyağ
Yapılışı:
- Önce biftekleri sıvıyağda arkalı önlü hafif kızartın.
- Temizleyip böldüğünüz biberleri bifteklerin üzerine dizin. Tencerenin kapağını kapatın.
- Biberlerin rengi sarıya dönünce halka halka doğradığınız domatesleri biberlerin üzerine dizin.
- Yarım kase (küçük) suyun içerisine 1 yemek kaşığı salça tuz, pul biber ve kekiği atın. Salça eriyeyene kadar çırpın.
- Hazırladığınız salçalı suyu tencerenin içine boşaltın ve orta ateşte pişirmeye devam edin. Biberler piştiği zaman yemeğiniz de pişmiş demektir.
Afiyet olsun :)
Déja vu
Tarih tekerrürden ibaret lafını çok severim. Gerçekten de öyle oluyor. Ne kadar teknoloji ilerlese, yeni buluşlar yapılsa da aslında varacağımız nokta hep aynı oluyor. Bu moda sektörü için de geçerli. Yeni modacılar geliyor, yeni kumaş türleri üretiliyor ama ilham kaynakları hep geçmiş oluyor. People'da bu konuya yer vermiş ve aşağıdaki resimler de örnek olarak verdikleri fotoğraflardan birkaçı. Eğer sizin de annenizin veya anneannenizin gençliğinden kalma kıyafetler varsa bence kıymetini bilin ve şimdiden saklamaya başlayın. İlerde çok işe yarayacakları kesin gibi gözüküyor :)
Dear Mr. President
Söylenebilecek çok fazla şey yok aslında. Çok güzel, çok etkileyici. Bir çok blogda da yer aldı bu şarkı ama belki dinlememiş olanlar vardır diye bir de ben koyayım dedim.
12 Ocak 2008 Cumartesi
Cargo DailyGloss
Hayır hayır yukarıdaki ne antiaging ne de vitamin hapı, sadece ruj :) Gördüğüm anda çok eğlenceli ve akıllıca olduğunu düşündüm çünkü aynı hapınızdan bir tane koparıp yanımızda taşır gibi rujumuzu da çantamızda hiç yer kaplamadan taşıyabileceğiz. Özellikle portföy veya küçük gece çantaları kullandığımız zaman çok pratik olacak.

Cargo DailyGlossların altı renk seçeneği var. Türkiye'de ki fiyatını bilmiyorum ama Sephora'nın sayfasından ürünü inceleyebilirsiniz.
11 Ocak 2008 Cuma
Keçeden Kuş
Bir kaç gündür hastalıktı, işlerdi, koşuşturmaydı derken bir türlü yazı koyamadım ama çok garip bir şekilde kendimi rahatsız hissettim. Aslında çok uzundur blog yazmıyorum ama demek ki o kadar zevk alarak yapıyorumki içim huzursuz oldu.
Yukarıdaki keçeden yapılmış kuşu Accessorize'dan aldım yani ben yapmadım ama evde keçem olsaydı mutlaka kendim yapardım çünkü çok kolay. Keçeden kuşu ve kalıbını kesmişler, içini elyafla doldurmuşlar ve şekildeki gibi dikmişler. Üzerini de biraz pul, bir kaç tane taş ve yine keçeden kesilmiş küçük şekillerle süslemişler. Ben mutfak dolabımın kulbuna astım çok şirin duruyor. Sizler de çocuk odalarını süslemek, dolap kulplarına asmak veya hediye etmek için yapabilirsiniz diye düşündüm.
07 Ocak 2008 Pazartesi
Mineral Makyaj Nedir? Ve Kullandıktan Sonraki İzlenimlerim
Sevgili Laçin'in yazdığı yazıdan sonra ben de Everyday Minerals'in numunelerinden sipariş verdim ve sekiz gün sonra geldiler. Daha önceden "mineral makyaj" hakkında çok fazla bilgim yoktu. Nedir ne değildir diye öğrenmek için biraz araştırdım. Benim gibi merak edenler olabilir diye yazıyorum:
Esasında Mineral makyajın geçmişi 30 yıl öncesine dayanıyor ama halkın ilgisini son yıllarda çekmeye başladı. Mineral makyajın ana felsefesi "cildin doğal fonksiyonuna zarar vereceği bilinen hiç bir maddeyi kullanmamak". Onu benzersiz kılan özelliği ise gözenekleri tıkayan pudra ve kanserojen madde içermiyor olması.
Titanyum Dioxide, çinko asit ve demir oksit gibi mineraller saf renklendiricilerle karıştırılarak cildin güzelleşmesi sağlanıyor. Titanyum ve çinko doğal uyarıcılar yani cildi rahatlatmaya ve pürüzsüzleştirmeye yardımcı oluyorlar. Demir oksit ise SPF 15 veya 20 taşıyan doğal güneş koruyucusu ve standart makyajın aksine mineraller bakterilerin çoğalmasını engelliyor.
Hızlı uygulama: Çoğu mineral fondötenler 4'ü 1 aradadır; fondöten, kapatıcı, pudra ve güneş koruyucu. Bu da makyaja ayıracağınız sürenin kısalması demek. Bu ürünü daha kolay hale getiren diğer bir özelliği ise makyaja yeni başlayanlar için uygulaması oldukça kolay olması, uzmanlar için ise meydan okumasına olanak sağlaması. Ürünleri ne kadar uygularsanız o kadar fazla renk, kapatıcılık ve güneşe karşı korunma elde ediyorsunuz. Yani ürünleri uygularken el becerinizi ve renk sağduyunuzu sonuna kadar kullanabilirsiniz.
Şu da bir gerçek ki kadınların çoğu mineral makyajdan vazgeçemem diye düşünürken, bir kısmı da kalıp gibi durduğunu ve ciltte kuru bir his bıraktığını söylüyorlar. Bunu hissedenler için uzmanların önerisi ürünü daha az uygulamak veya uygulamadan önce nemlendiricinizin iyici emilmesini beklemek.
Mineraller hafif ve uygulaması kolay olmasının yanı sıra size doğal bir parlaklık verirler. Mineral makyajın diğer bir özelliği ise suya dayanıklı olması. Yağmurlu, karlı havada veya ağladığınızda akmayacağından emin olabilirsiniz. En güzeli ise gün içinde yüzmeye gidiyorsanız mineral makyaj ürünleri 80 dakikaya kadar suya dayanabiliyor.
Son olarak, mineral ve geleneksel makyajı karşılaştıracak olursa, mineral makyajı standart makyajdan ayıran en temel özellikleri cildin nefes almasına olanak sağlaması, doğal güneş koruyucusudur ve cildinizi sivilce, egzama ve sedef hastalığınızdan koruması.
Bunları okuduktan ve araştırdıktan sonra mineral makyaja daha fazla yaklaşmaya başladım. Everday Minerals'i kullandıktan sonra standart makyajla karşılaştırdığımdaki izlenimlerim:
- Mineral makyaj inanamayacağınız kadar hafif. Standart makyajda fondöten sürdüğüm zaman yüzümde kalıp varmış gibi hissediyordum ama mineral makyajta cildimde hiç bir şey yokmuş gibiydi.
- Hafif olmasının yanı sıra bir o kadar da kapatıcı özelliği var.
- Sabah uygulamama rağmen akşam hala yüzümde duruyordu.
03 Ocak 2008 Perşembe
60'lı Yılların Elbiseleri
Bu konuda uzman değilim ama bildiğim kadarıyla bu tarz elbiseler ve opak çoraplar o yıllardan gelme. Zaten filmlerde veya dizilerde de izlediğimde çok severim o 60'lı ve 70'li yılların kıyafetlerini. Şimdi moda olmasına çok sevindim çünkü bol bol giyiyorum. Aşağıdakiler yabancı sitelerden bulduklarım:
Shiseido Pureness Pudra
Özel günlerin haricinde fondöten kullanmayanlardanım. Anca dışarıda makyaj yaptırırsam sürdürüyorum. Günlük yaşamda da yüzüm çok soluk olduğunda allık tek başına yeterli olmuyor. Böyle zamanlarda hafif bronzlaştırıcı bir pudraya ihtiyaç duyabiliyorum. Cildim yağlıya dönük olduğundan her türlü ürünü cildime süremiyorum. Zaten seçiciyim bu yüzden biraz daha ince eleyip sık dokumak zorunda kalıyorum. Shiseido'nun Pureness pudrası bu açıdan çok rahat. Yağsız ve mat bir görüntü sağlıyor. Sanki siyah nokta, açık gözenek kızarıklık gibi cilt kusurlarının görünülürlüğünü de azaltıyor. Tam fiyatını hatırlayamasam da geçenlerde Sephora'da 68ytl idi diye hatırlıyorum. Rakam doğru değilse bile yaklaşık o civardadır.
02 Ocak 2008 Çarşamba
Doğru Diş Fırçalama Tekniği
Günlük Portföy Modası
Çanta tercihim genelde orta boy, içine herşeyimi koyabileceklerimden yana olur ama portföy deyince benim için akan sular duruyor. Fakat bu zamana kadar portföyleri hep gece için tasarlarlardı. E onlarda haliyle biraz küçük oluyor ve içine günlük ihtiyaçlarınızı koyabilmeniz pekte mümkün olmuyor. Ama ne mutlu ki bu sene günlükte kullanabileceğimiz biraz daha büyük ve renkli modeller çıkmış. Ben aşağıdaki modele bayıldım. Genelde öyle hemen almalıyım gibi durumlarım yoktur ama bu çantayı almazsam gerçekten de çıldırabilirim :))
Aşağıdakiler de yurtdışından sipariş verebileceğiniz modeller:
Gül Kurusu




































