27 Aralık 2007 Perşembe

Mutlu Yıllar...

Tatile çıktığım için kısa bir süre yazamayacağım. Şimdiden hepinize iyi yıllar dilemek istiyorum. Yeni yıl yeni sevinçler, güzel başlangıçlar getirsin hepimize. Herkesin dilediğince geçireceği bir yıl diliyorum.

26 Aralık 2007 Çarşamba

Kadın Sağlığı İçin Bir Site


Doktor Alper Mumcu'un sitesi sık sık ziyaret ettiğim sitelerden biri. Aklıma bir soru takıldığında açıyorum ve genelde hazır makaleler içerisinde sorumu cevaplayabilecek bir şeyler buluyorum. Eğer bulamazsam bile soru sorun kısmından kendisine yazıyorum ve en kısa zamanda (genelde 24 saat içerisinde) cevaplıyor. Yalnız nedenini bilmiyorum ama bir süredir soru sorma kısmı kapalı. Yinede makalelere göz atmak isteyebilirsiniz diye yazayım dedim.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Normal Doğum mu Sezaryen mi?


Günümüzde bayanlar hamile kalmaya karar verdikten sonra bir de normal doğum mu yoksa sezaryenle mi doğum yapacaklarına karar vermek zorunda kalıyorlar. Henüz anne olmadığım için bu kararı vermek zorunda kalmadım ama şimdi düşündüğümde eğer bir aksilik olmazsa doktorumunda onayıyla normal doğum yapmaya karar veririm gibi geliyor çünkü adı üstünde "Normal". Hamilelik veya doğum sırasında bir aksilik olursa sezaryen çok iyi bir çözüm ama her şey normal seyrinde giderken bence en mantıklısı normal doğum. Günümüzde bir çok doktor normal ve sezaryen doğum arasındaki ücret farkından dolayı sezaryenla doğum yaptırmaya mecbur bırakılıyor. Özellikle de özel sağlık sigortanız varsa bu konulara çok dikkat etmeniz gerekiyor çünkü sadece doğumda değil herhangi başka bir şikayetle doktora gittiğinizde bile nasıl olsa sigorta şirketi ödüyor diye gerekli gereksiz bir sürü tahlil istiyorlar.
Şimdi size Elle dergisinde rastladığım ve bir çok kadının işine yarayacağını düşündüğüm normal ve sezaryenin avantaj ve dezavantajlarını yazıyorum:

Normal Doğumun Avantajları:

  • En önemli avantajı normal ve fizyolojik olmasıdır. Doğum sonrası anne birkaç saat içinde normal aktivitesine dönebilmekte ve hemen bebeğini emzirebilmektedir.
  • Anne ve bebek arasındaki duygusal temas daha kısa sürede ve güçlü başlamaktadır.
  • Doğum sonrası anne hastaneyi daha kısa sürede terkedebilir.
  • Normal doğumu takiben anne gebelik öncesi yaşantısına daha kısa sürede dönebilmektedir.
  • Normal doğumun bebek için avantajı ise doğum esnasında sıkışıp büzüşen bebeğin akciğerlerinin soluk alıp vermeye daha hazırlıklı olmasıdır.

Normal Doğumun Dezavantajları:

  • Her şey yolunda giderken bebek strese girebilir, kalp atımları yavaşlayabilir, hatta kaybedilebilir. Bu nedenle normal doğum mutlaka hastane koşullarında ve en kısa sürede sezeryane geçilebilecek bir ortamda yapılmalıdır.
  • Normal doğumun en çok korkulan komplikasyonlarından biri de bebeğin omzunun takılmasıdır. burada bebeğin başı doğduktan sonra annenin kemiklerine takılmakta ve büyük olasılıkla bebek kaybedilmektedir.
  • Eylemin fazla uzaması bebeğin oksijensiz kalmasına ve daha sonra gerek zeka gerekse motor fonksiyonlarında geriliğe neden olabilmektedir.
  • Anne açısından riskler ise doğum esnasında oluşabilen yırtıklardır. Bu yırtıklar ileride dışkı tutmada sorunlara yol açabilmektedir. Annenin bağırsakları ile vajinası arasında açılabilecek milimetrik pencereler bile vajinadan dışkı gelmesine neden olmaktadır.
  • Normal doğuma bağlı olarak gelişebilecek mesane sarkması ileride idrar kaçırma şikayetlerine yol açabilir. Düzeltilmesi ameliyatı, gerektirmektedir.

Sezaryenin Avantaj ve Dezavantajları:

  • Sezeryanın en önemli avantajı bebek için riskleri en aza indirmesidir.Sezaryenle normal doğumda bahsedilen dezavantajların çoğu bertaraf edilmektedir.
  • Ancak sezaryen ile doğan bebeklerde ilk bir kaç günde solunum sıkıntısı gelişme olasılığı biraz daha fazladır.
  • Sezeryan ile doğum anne açısından normal doğuma kıyasla daha problemlidir. Genel anestezi riski düşük de olsa bulunmaktadır. Bu risk epidural anestezi ile ortadan kaldırılabilir.
  • Ameliyat sonrası hastanın kendine gelmesi ve bebeğini emzirmesi başlaması 2-3 saati almakta, annenin ağızdan beslenmesi ise ortalama 6-8 saat sonra olmaktadır. Genelde ameliyat sonrası 2 gün hastanede yatması gerekmektedir.
  • Hatanın normal hayatına dönmesi genelde 3-4 gün kadar sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk birkaç saat oldukça ağrılı geçmektedir.
  • Annenin ameliyattan sonra en az 6 hafta ağır işlerden sakınması gereklidir. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde ağrılar olması ve karın içinde ameliyata bağlı yapışıklıklar diğer komplikasyonlardır.
  • Her iki doğum şeklinde de ortak olan komplikasyon ise enfeksiyon riskidir. Normal doğum ya da sezaryen olsun dikiş bulunan yerlerde enfeksiyon riski her zaman mevcuttur.

22 Aralık 2007 Cumartesi

Kurban Bayramı İzlenimleri

Konuşmaktan en hoşlanmadığım konulardan biridir din ve Allah inancı. Çünkü insanlar (herkes için söylemiyorum) nedense kafalarında farklı yorumlamalar yapıp kendi yorumlarının haricinde inanç sergileyen insanlara eleştirel gözle bakabiliyorlar. Şimdi de zaten dini inancımla veya İslamiyet'le ilgili bir şeyler yazmayacağım benimki sadece Kurban Bayramıyla ilgili izlenimlerim olacak:

Kurban Bayramı fikrine karşı değilim. Fakirlerin sofrasına etin gireceğini bilmek çok hoşuma gidiyor. Sonuçta zaten o hayvanların kesilmiş halini alıp yiyoruz. Buradaki amaç bu vesileyle alamayanların sofrasına sokabilmek. Zaten paylaşmak kadar güzeli var mı ki şu dünyada?
Bunu gerçekleştirirken bildiğim kadarıyla dinimizin şart koştuğu koşullardan biri hayvana acı çektirilmemesi gerektiği ve kesim işleminin hijyenik şartlarda yapılması gerektiği. Benim kızdığım ve karşı olduğum nokta burada başlıyor. Gözlemlerime göre geçen senelerde bu kurallara daha çok uyuluyordu ama bu sene gördüm ki yol kenarlarında pislik içerisinde hayvanın gayet canını yakarak kesim işlemi yapılıyordu (fotoğraf makinem yanımda olmadığı için maalesef fotoğraflarını çekemedim). Bu şartlarda hem kesilen etin hem de kesim sonrası akan kanlar ve hayvan pisliklerinden dolayı o çevrenin mikrop yuvası olması da ayrı bir konu tabii.

Dediğim gibi eğer hijyenik koşullarda ve hayvanın canı yakılmadan yapılacaksa tamam ama aksi halde benim de gönlüm o hayvanların o şekilde kesilmesine el vermiyor.

Herkese Mutlu Bayramlar...

Küslerin barıştığı, evlerden bolluğun, sağlığın ve kahkahanın eksik olmadığı bir bayram diliyorum...

Not: Yukarıdaki resim ne alaka diyebilirsiniz ama zincirleme olarak bayram deyince mutluluk, mutluluk deyince de yukarıdaki resim aklıma geldi :)

16 Aralık 2007 Pazar

2007'nin En Kötü Kıyafetleri











2007 biterken her konuda "EN"ler seçilmeye devam ediliyor. Msn de en kötü kıyafetleri seçmiş. Hakikaten de tam ibretlik bir arşiv :) Ben aralarından bir kaç taneyi seçtim ama eğer daha fazlasını görmek isterseniz buraya tıklamanız yeterli.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Fırında Et Sote

Bu kadar yemek blogu varken ve onlar çok güzel yemekler yaparken insan tarif koymaya çekiniyor. Bu yemeğin adı da aslında böyle değil yani ben adını bilmiyorum ama Et sote gibi olduğundan ve fırın poşetinde pişirildiğinden böyle bir isim koydum. Çok pratik ve bence çok lezzetli bir yemek. İşte tarifi:

Malzemeler:
  • Yarım kilo kuşbaşı et
  • 2 adet kabukları soyulmuş domates
  • 3-4 adet biber
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Yağ
  • Tuz
  • isteğinize göre baharat
  • 2-3 diş sarımsak

Yapılışı:

Öncelikle yağı, eti, küp küp doğradığınız domatesleri, iri iri kestiğiniz biberleri, tuzu, salçayı, sarımsakları ve arzu ettiğiniz baharatları bir kabın içinde iyice karıştırıyorsunuz. Onsan sonra bu karışımı fırın poşetine koyup, ağzını bağlıyorsunuz. Poşetin bir kaç yerine bıçak ucuyla kesikler attıktan sonra 200 derece fırında 1 saat pişiriyorsunuz (turbo fırınlar için). İşte bu kadar.

Afiyet olsun :)

Kirpik Perması Hakkında

Bundan bir kaç sene önce kirpikleri çok zayıf ve kısa olan bir arkadaşım kirpik perması yaptırmıştı. O kadar etkili olmuştu ki ben takma kirpik taktığını zannetmiştim. Neredeyse aynı etkiyi yaratmasına rağmen bir kere yaptırıyorsunuz ve 2-3 ay kullanıyorsunuz. Hem uygulaması kolay hem de ücreti makul. Ben kendim yaptırmadığım için kendi tecrübelerimi yazamayacağım ama eğer yaptırmak isterseniz Instyle dergisinin geçen ayki sayısında tüm yönleriyle yazmışlar ben de aşağıda size yazıyorum:

Kirpik Perması Nedir? : Kirpik perması özellikle çok kısa olmayan ama düz kirpikleri olan kadınlar için uzun süreli bir çözüm getiriyor. Mekanik kıvırıcı kullanma zahmeti sona eriyor, kirpikler gür ve estetik bir görünüme kavuşuyor.

Ne Kadar? : Kirpik perması işlemi 30 YTL ile 75 YTL arasında rakamlara uygulanabiliyor.

Nasıl Yapılıyor? : Bu işlem oldukça zahmetsiz ve kısa sürede yapılıyor. Estetisyen Tuba Güngül, önce kirpikleri rimel etkisi vermek için bitkisel bir boyayla renklendirdiklerini söylüyor. Güngül, "Daha sonra kirpikleri ince bugidilerle sarıyoruz ve önce yapıştırıcı özellikli bir ilaç uygulayarak 20 dk. bekletiyoruz. Ardından perma ilacını sürüyoruz ve 20 dk. daha bekletiyoruz." diyor. Daha sonra ıslak bir pamukla ilaçları temizledikten sonra bugidileri çıkartarak işlemi tamalıyorlar. Bugidiler kıvrıklığı bozmamak için kürdan yardımıyla çıkarılıyor.

Ne Kadar Dayanıyor? : Perma işleminden sonra iki ay gür ve daha siyah kirpiklere sahip olmak mümkün. Ancak işlem ikinci kez tekrarlandığında bu süre üç aya kadar uzayabiliyor.

Uyarılar : Kirpik permasının herhangi bir yan etkisi yok. Ancak estetisyen Selda Kav, "işlemi tamamladıktan sonra kirpikleri ciltle fazla temas ettirmemek gerekir. Mesela gözlerinizi çok fazla kaşırsanız tahriş olabilir. Ayrıca perma ilacı çok nadir de olsa bazı bünyelere alerji yapabiliyor," diye uyarıyor.

11 Aralık 2007 Salı

Yüzüyoruum :)


Sağlım için spor yapmam gerektiğini biliyorum ama nedense bir türlü harekete geçemiyordum. Sanki üzerime bir ağırlık çökmüştü. İşten eve, evden işe gidip geliyordum ama sonunda şeytanın bacağını kırdım ve yüzmeye başladım :) Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Uzun zamandır kendim için iyi bir şey yapmış olmanın iç huzuruyla doluyum. Spor olarak yüzmeyi seçmemin belli sebepleri var:

-Terleyerek yapılan sporları pek sevmiyorum. Salona girip bir yığın insanla birlikte aletli jimnastik yapmak pek hoşuma gitmiyor.
-3-4 yıl kadar GS'da yüzücülük yaptım. Yüzme her zaman favori sporum olmuştur.
-Yüzme vücudumuzun tüm kaslarını aynı anda çalıştıran nadir sporlardan biri.
-Tek başıma suyun içinde yüzerken adeta tüm stresimden sıyrılıyorum. Hiç bir şeyi duymadan o sessizliğin içinde sadece su sesini duyarak yüzmek emin olun en büyük terapi.

Her ne kadar spor yapmanın sağlımız üzerindeki olumlu faydaları her gün gazetelerde yazılsa veya televizyonlarda söylense de ülkemizde buna çokta fazla olanak olmadığını biliyorum. Çalışan kişiler olarak genelde sabah 9 akşam 6 arası çalışıyoruz. Bu saatten sonra çoğu kişi (özellikle de bayanlar) evine gidip günlük işlerini halletmeli, çocuğu olanlar çocuklarıyla ilgilenmeliler. Bu kadar koşuşturmanın içinde spora vakit ayırmak zor oluyor. Bunun dışında maalesef çoğumuzun evinin yakınında spor salonu yok. Bu mekânlara ulaşabilmek içinde ayrı bir zaman harcamanız gerekiyor. Diğer şehirleri bilmiyorum ama İstanbul'da spor merkezleri genelde alışveriş merkezlerinde oluyor. Bu yüzden de fiyatları da biraz yüksek oluyor. Haliyle ayrı bir bütçe de ayırmanız gerekiyor.

Eğer bu tür engellerden dolayı spor salonlarına gidemiyorsanız evinizde de cdler eşliğinde spor yapabilirsiniz. Örneğin bu yazımda yoga cdsi önermiştim. Yoganın haricinde başka bir şeyler yapmak isterseniz pilates, jimnastik, dans vs. anlatan cdlerden yararlanabilirsiniz.

Eğer spor merkezine gitme imkanınız varsa ve üşeniyorsanız da bence bir an önce üzerinizden o rehaveti atın ve harekete geçin. Kendiniz için ne kadar faydalı bir şey yapmış olduğunuzu zamanla farkedeceksiniz.

not: resim alıntıdır.

07 Aralık 2007 Cuma

İlaçlarım...

Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri cildimin kötü görünüyor olması. Zaten kötü görünmemesi için de nemlendiricimi mutlaka sürerim ve gece yüzümü temizlemeden asla uyumam. Bu güne kadar da cildimden hiç şikayetim olmadı ama 6-7 ay önce yanaklarımda siyah noktalar çene ve alnımda da içi iltihaplı sivilceler oluşmaya başladı ha geçti ha geçecek derken bu zamana kadar dayanabildim. Bu sabah kalktığımda aynada yine cansız ve kırmızı noktalı bir cilt görünce dayanamadım ve sabah ilk işim dermatologtan randevu almak oldu. Doktor cildimde kistlerin oluştuğunu ve yağ kanallarının tıkandığını söyledi. 4-5 aylık bir tedavi görmem gerekiyormuş. İlk etapta yukarıda resmi olan ilaçları 1 ay kullanacağım. Bu süre boyunca cildim kötü olacakmış çünkü kuruyacak, pul pul olacak ve kızarıklıklar olacakmış. Bu durum çok canımı sıksada sonuca ulaşmak için mecburen kullanacağım :((

06 Aralık 2007 Perşembe

Bayanlar Aldo'da Bu Gün İndirim Başlıyor :)




Aldo'nun mağazasına giripte oradan bir ayakkabı beğenmeden çıkmak imkansız gibi bir şey. Aldo, şehirli ve modern kadını kendine hedef kitlesi olarak almış. Modern çizgilerle ürettiği ayakkabıları klasik detaylarla harmanlayarak uzun yıllar kullanabileceğiniz ayakkabılar üretmişler.



Yavaş yavaş çoğu markanın indirime başladığı şu günlerde Aldo'da bu gün %50'ye yaklaşan indirime girmiş. Çok güzel modelleri var ben kaçırmayın derim :)

05 Aralık 2007 Çarşamba

Örgü Bebek Battaniyesi




Bu aralar çok fazla bebek haberi aldım. Hepte en yakınlarımızdan. Hatta bir tane bebeğimiz geçenlerde doğdu. Diğer iki tanesi de Ocak ve Şubat aylarında doğacaklar. Bebek haberi beni her zaman hem çok mutlu etmiştir hem de çok heyecanlandırmıştır ama evlendikten sonra kimin bebeği olsa hemen gözler bize çevrilip "eee siz ne zaman anne - baba olacaksınız?" gibi sorular gelmeye başladı :)
Bu bebek battaniyelerini de iki bebeğimize ördüm. Örneği Kartopu'nun çocuk örnek kitabından çıkardım. Örmesi kolay ve kalın şişle ördüğünüz için çabukta ilerliyor. Malzemeleri ve yapılışı aşağıdaki gibidir:
Malzemeler: 7 numara şiş ve 2 ayrı renkte bebek yünü ( örnek kartopunun ama ben ip olarak Anchor bebe yününü kullandım çünkü bana daha yumuşak geldi). Her renkten 2 adet yün almalısınız çünkü çift kat örmeniz gerekiyor.
Yapılışı: (karışıklık olmaması için renklerini kendi yaptığım sarı battaniyeye göre anlatıyorum. Siz renkleri kendinize göre ayarlarsınız). 100 ilmekle başlayarak beyazdan 4, sarıdan 2 sıra düz örün. Sarı ile devam ederek 3 ilmeği şişe alıp içinden 1 ilmek geçirin. Şişe boş alıp tekrar 3 ilmeğin içinden geçirerek devam edin. Ölçüleri 80 * 90 cm olana kadar örneğe devam edin.

03 Aralık 2007 Pazartesi

BEOWULF


Cumartesi günü miskin miskin evde oturmayı planlarken arkadaşımın aramasıyla ani bir plan yaptık ve sinemaya gitmeye karar verdik. Spontane gelişen planlar hep en güzeli olur ya bizim için de öyle oldu. Aslında güzel geçmesi için özel bir şey olmadı ama gittiğimiz film çok güzeldi. Beowulf'ın filminin nasıl bir şey olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu. Hakkında ne bir şey okumuştum ne de izlemiş olanlarla konuşmuştum. Sadece okuduğum bölüm itibariyle ismini duymuşluğum vardı. Beowulf, bu güne kadar gelebilmiş en eski İngilizce destansı şiirdir. Çok güçlü ve cesur olan Beowulf Grendel adlı canavarı yenmeyi başaran Beowulf adlı kahramanın hikâyesinin anlatıldığı hikâyedir. Sadece bu bilgiye sahip olarak filme girdim.
Film ilk başladığımda "aaa animasyon muymuş?" dedim. Hakikaten animasyonmuş ama karakterlerin gerçek mi değil mi olduğu hakkında kimi zaman şüpheler duydum. O kadar gerçekçi yapmışlar, o kadar başarılı bir iş çıkarmışlardı ki hayran kalmamak mümkün değil. Filmin kast’ı da çok kuvvetli. Roller şöyle dağıtılmış:
Beowulf : Ray Winstone
Hrothgar : Anthony Hopkins
Unferth : John Malkovich
Wealthrow : Robin Wright Penn
Wiglaf : Brendan Gleeson
Grendel : Crispin Hellion Glover
Ursula : Alison Lohman
Grendel'ın annesi : Angelina Jolie (animasyon hali bile çok seksi )
Metin halini okumadığım için filmiyle karşılaştırma yapamıyorum. Filmden çıktıktan sonra hakkında ne yazılmış acaba diye bakındığım kadarıyla birçok kişi okurken çok sıkıcı bulmuş ama izlerken çok keyif almışlar. Destansı ve kahramanlık anlatan filmler genelde bana da sıkıcı gelir ama hikayesinin edebi değeri, filmin anlatımının akıcılığı ve animasyon başarısından dolayı "Beowulf" kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film.